Hac Umre

HAC VE UMRE
Umre Günleri - Lokman Memduhoğlu
İmam-Hatip yıllarından buyana en büyük tutkum; Mekke ve Medine'yi, Peygamberimin yaşadığı yerleri görebilmek, İslâm ışığının doğduğu topraklarda ashabın hisleriyle hislenmek, günde beş kez döndüğüm Beytullah'la kucaklaşmak, elimi, yüzümü, gözümü ona sürmek, öpmek, eteklerinde gözyaşı dökebilmekti.

Hayal ülkemde hep bunları düşündüm. "Allahım bunu bana çok görme" diye nice niyazda bulundum. İkramı bol Allahım bu isteğimi geri çevirmeyecekti, biliyordum. Umreden Hacdan dönenler oraları anlattıkça hep gönül kulağımı açıp dinledim. Dinledikçe içimde o yanan hasret koru daha derinlere dalıyordu. "Oraları görmeyen bu lezzetin tadını bilemez, insana verdiği hisler başkadır. Hele Ramazan'da bütün bütün başkadır" diyorlardı.

Bu duygulara susamış olarak, iki ilahiyatlı genç geçen senenin Ramazan ayında yola çıktık. Ancak yol açılmadı. Bir aksaklık sonucu havaalanından geri döndük. Çok üzüldük ama aşk ve şevkimiz de daha bir bilendi. Yapılacak iş, ümit ve sabır ipine sarılıp bir sene sonrasının Ramazan'ını beklemekti.

Hamd olsun Allah'a ki beklediğimiz 1409 H. Ramazanından bir hafta evvel Medine-i Müneyvere'de olmayı bize nasip eyledi. Çırılçıplak dağlar, "Allah'a işte böyle gideceksiniz" diyor adeta. Ağaçtan, yeşillikten; dünya elbiselerinden yoksun bir dönüş ve yükseliş...

Şurası Mescid-i Nebî öyle mi? Gerçek mi? Peygamberimin ayak bastığı secdeye gittiği yerler... Martıların suya değip hemen geçtikleri gibi basmaya kıyamıyorum sanki. Buralar nice ayetlerin inişine şahit olmuştu. Mescid-i Nebinin sahibine, Peygamberime misafirim. Huzuruna geçip selam veriyorum. Ümmetinden selam gönderenlerin selamını iletiyorum, ibadetlerimi nasıl Allah'ı görüyormuş gibi yapıyorsam, O'nunla da görerek, duyarak konuşuyorum sanki.

Hatta bir keresinde bağdaş kurmuş otururken, müşfik bir sesin pek nazik, ama ikaz mahiyetinde "Lokmaan" dediğini hissediyorum o cennet mescidde.

Mescid-i Nebî'de ilk namazımız Cuma... Mahşer kalabalığını andıran bir kalabalık... Bu vasıfta bir kalabalığı ilk defa görüyorum. Gerçek tevhidi simgeleyen bir cemaat; dilleri, renkleri, ırkları, belki mezhepleri de ayrı insanlar ama aynı ideallerle ruku ve secde ediyorlar.

İşte bu mü'minleri, Mihrab-ı Peygamberde namaz kılabilmek, sıraya geçip bekleşirken görebilmek belki gün boyu mümkün. Bu gayretler hep o devri yaşamak ve asr-ı saadete gitme arzusundan başka bir şey değil.

Uhud'u ziyaret bir başka duygu dünyası... Aynı haşmetiyle orada duran Hz. Hamza, "ben buradayım" diye haykırıyor adeta. Uhud'da bir de Hz. Peygamber (s.a.)'in her hafta gelip girdiği bir mağara var; daracık bir yer. Orada oturmuş, gözyaşı dökmüş ve Uhud şehitlerine dua etmiş olmalı. Biz de, belki dokunduğu yerlere dokunabilme umuduyla o mağara ile hemhal oluyoruz.

Bir başka mutluluk kaynağım, tanışıp konuştuğum ülke ülke müslümanlar. Her birinde bir başka sevgi algılıyorsunuz.

Tanıştıklarım içinde bir Afganlı mücahidi unutamıyorum. Vitir namazıyla alakalı bir meseleyi delilleriyle, Hanefî fıkıh ve hadis kitaplarının isimlerini dahi zikrederek izah etmesi beni hayrete düşürmüştü. Sanki cihad eden ilimden bihaber, ya da ilim yapan cihaddan müstağni imiş gibi şartlanmışız bizler. Yoo. Afganlı öyle değildi. Cihad ve ilim yüreğinde bütünleşmişti adeta. Bu bana şu gerçeği öğretti: Allah her yönüyle mükemmel bir Afganlıyı, ilim-cihad bütünlüğünü anlamış bir mücahidi muzaffer kılıyordu.

"Rüzgarında Rasûlullah için soluyan nefesi, kuraklığında onun için çatlayan dudağı, yağmurunda onun için akan gözyaşını gördüğümüz" Medine'de bir hafta kalmışlık. Ramazanın ilk günleri Mekke-i Mükerreme'de geçecekti. İhramlarımıza bürünerek "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk" sesleriyle Mekke'ye kadar gelmiştik. Tam sabah namazı vakti Harem'e yetiştik. Babusselâm'dan girince siyah mı siyah örtüsüyle Beytullah karşımdaydı. O'nun heybeti karşısında insan, ne kadar küçük olduğunu bir kez daha anlıyor. Bu ev öyle bir ev ki ona inanarak bakan gözüne de gönlüne de şifa dolduruyor. Nasıl doldurmasın ki, Allah'ın en çok hoşuna giden üç şeyden biri Beytullah'a nazar eylemek. Hele bir de Kur'an tilaveti ile birlikte olunca, bu nazara doymak mümkün mü hiç?

Oradan bir başka güzellik de iftar sofraları: İkindi namazının ardından yer kapıp sofrasını sermek için adeta yarışıyor müslümanlar. İşte bu manzara "iyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar" ayetindeki ile aynı. Akşam vakti yaklaşınca da hepsi sofralarına en içten davetlerle çağırıyorlar. Gerçek kardeşliği yaşamak ve yaşatmak istiyorlar. Bu samimi davetlere icabet etmemek gerçekten zor. Hemen ezanla açılan iftar 4-5 dakika sürüyor ve ardından akşam namazı...

Teravih namazları ise hatimle kılınıyor, hem Mekke hem Medine'de. Yatsı ile birlikte iki veya iki buçuk saat sürmesine rağmen insana bıkkınlık vermeyen, ta'dili erkanı yerinde, huşulu ve huzurlu bir namaz.

İnsanın ihramlı hali, İslâmda gerçek anlamda bir adalet ve eşitlik prensibinin göstergesi. Birinin diğerine maddeten, nakış dikişle de olsa üstünlüğü (!) engellenmiş. Safa Merve arasındaki sa'yden sonra ihramdan çıkışa gelince, insanın yeniden doğuş anı adeta.

Alıştığı ve beraber olduğu şeyi kaybetmek, ondan ayrılmak insana çok zor gelir. Beytullah'da bu ayrılık biraz daha farklı: Veda kapısından çıkışta Kabe, Osmanlılar zamanında yapılan revak direkleri ve yenilerin arka arkaya dizilip yoğunluk kazanmasıyla perdelenmiş, kişiyi ayrılığa yavaş yavaş hazırlamakta. Ne güzel tevafuk.

Oraya her gidende olduğu gibi bizdeki temenni de "Cenab-ı Allah'ın cümle ümmet-i Muhammed'e bu nimeti bahşetmesi; daha istifadeli, feyizli ve bereketli umreler ve haclar yaptırması" niyazıyla kelimelere dökülüyor.

Altınoluk Dergisi Yıl: 1989 Ay: Haziran Sayı: 40 Sayfa: 16
 
Sonraki >
Ömer Termal Kaplıcaları Rezervasyonu için 0222 22093 85 telefonu arayabilirsiniz.
- Ümre hakkında öğrenmek istediklerinizi Hac ve Umre Rehberi sayfalarımızda bulabilirsiniz.
- Hac ve Umre yolculuğunuz öncesinde Say nasıl yapılır? Safa ve Merve tepesi nerededir?  gibi sorularınıza cevap bulabilirsiniz.
- Umre ve Hacda  Ziyaret edilen Yerler hakkında bilgi alabilir ve hacdaki ziyaret yerleri fotoğrafları nı  görebilirsiniz.